kulak misafiri

bugün yaşlı teyzeler gibiydim. birilerini gizlice dinledim.

otobüste arkamda oturan üniversiteli çift, zizek ile salman rüşdi’yi tartışıyor, karşılaştırıyorlardı. keyiflendim. bozkır ankara’nın yoksul halk otobüslerinde tartışılan konunun bu olması gözlerimi doldurdu. gerçi gözlerimin dolması/donması havanın algı ötesi soğuğundan da kaynaklanıyor olabilirdi. beynim donduğu için bilemedim. diyalog şöyle oldu efenim…

E: Ortadoğu aydının filozof ve felsefe ayrımını sağlıklı yapamaması nedeniyle kıskançlık var bence zizek’e karşı.

K: yea abi, ne kıskançlığı! bence filozof ve sosyolog farkını, ortadoğu aydını yaşayarak öğrendiği için, avrupa’nın zengin,şımarık aydınına yüz vermiyor. gerçek entellektüeller bence burada.

E: Ama biliyosun tatlım, zizek bir marksist. modern marksist!

K: Eeeh, yemişim onun marx’ını. reklam şirketlerinin, güzel kızların arasında olmuyor öyle marksist felan! hem marksist mi kaldı dünyada yeaaa!

E: kihkih var var, kalmış dolapta bi kaç tane! ehiihi!

K: bence salman rüşdi gibi taşşakları olsa, çıkar eylem yapar, tehlikeli şeyler yazar. ben avrupa’da düşünce üretilecek bir ortam göremiyorum abi. adamlar kralın sol taşağı, sana bana öncü fikirler verip düzenlerini bozmazlar.

E: bende sakalları zizek gibi yapıcam aşkım, yakışır mı bana?

K: bak onu doğru dedin, adam da bi karizma var! uzat aşkım. Eve gidince ne yicess?

E: salman rüşdi’nin taşaklarını! ehikihiihi!

diyalog böyle sürdü. ben inince donacak donmanın verdiği korkuyla şuurumu bir süreliğine yitirmişim. ama aklımda şu fikir hep kaldı. eğer bu bebeler angara bebesi olsaydı, böyle olmazdı bu konuşma. ben onu derim, daha da bir şey demem!  

soğuğun yansın ankara!

teknolojinin gözünü…

ne güzel!

sayılarla kodlanmış bir dünyam var.

kredi kartları, şifreler, mail hesapları, telefon numaraları, ödeme tarihleri, taksit sayıları,ürün fiyatları, çalışma saatleri, geç kalma saatleri, mesai saatleri, vergiler, tüketim vergileri, ‘katma değer’ vergileri, motorlu taşıt vergileri, gelir vergisi, iletişim vergisi, özel vergiler, kilolar, yaşlar, saç teli sayıları, şınav-mekik sayıları, ilaç saatleri, kontrol tarihleri, doğum tarihleri, ölüm tarihleri, evlilik tarihleri, ayrılık tarihleri,…

bunlara nasıl alıştığımı hatırlamıyorum. bunlara nasıl alıştığımı merak ediyorum! hayatlarımızın en gizli şeyleri haline nasıl dönüştü bu rakamlar,sayılar…merak ediyorum.

evet, net başından kredi kartı borcumu, vergilerimi, alışverişimi, sınav kayıtlarını, mtvyi, ve bilimum ‘yaşam önceliğini’ tek tıkla yaptım! tek tık!

kar altında kalmış çimler kadar taze ve yeşilim! gören var mı? tek tık’la görebilirsiniz. görebilir misiniz?

13melek:

31 Ocak 2008 tarihinde Davutpaşa’daki bir işçi atölyesinde meydana gelen patlamada 21 kişi hayatını kaybetmişti. Patlamada sorumluluğu olanlar hala hesap vermiş değil. “Hukuk devletinde yaşadığımızı söylüyoruz. Danıştay’dan Zeytinburnu Belediye Başkanı’nın yargılanması için karar çıkartmayı başardık, ama savcı hızla, savunma almadan Başkan hakkında takipsizlik kararı verdi. Sorumluların yargılanması için dört yıldır koşturuyoruz, daha da koşturmaya devam edeceğiz.”

Davutpaşa katliamı: Bir kapitalizm hikayesi

tiktak…tiktak…

duraktayım…gideceğim yere gidene geç kalmışım… camları nefeslerle buğulu bir otobüs olmuşum. camlar, hep parmak izi… izi bırakanlar, gidecekleri yere geldiklerinde inmişler…cam kalmış, buğu kalmış, iz kalmış…

duraktayım…bilmediğim yere gideceğim için şaşkınım… yerleri çamurlarla kaplı bir otobüs olmuşum. yerler, hep ayak izi… izi bırakanlar, gidecekleri yere geldiklerinde inmişler…yer kalmış, çamur kalmış, iz kalmış…

duraktayım…geldiğim yere dönmek için sıradayım… yolları karanlıklarla sarılı bir otobüs olmuşum. yollar, hep yara izi… izi bırakanlar, gidecekleri yere geldiklerinde inmişler… yol kalmış, yara kalmış, iz kalmış…

bir el clasico’nun ardından

dünkü maçın ardından çok şey yazılır belki. iyi oyun, kötü oyun, çaba,takım,falan filan.. ama gördüğüm ve tiksindiğim şudur: pepe,ramos,alonso,vb… gibi oyuncuları görünce içim bulanıyor. çirkeflikler, herşeyin mübah olduğunun sanılması, göstere göstere pislik yapmak bu dünya iktidarlarının,egemenlerinin sahadaki tezahürü gibi geliyor. dışarısı da sahadan farksız aslında. tek büyük ve gerçek fark şimdilik biz barcelona gibi değiliz. ama umutlu olan şu ki onlar hala,hep real gibiler! böyle bir politik futbol açılımından sonra, dün gece yaşadığım sıkıntıya rağmen barça diyorum, guardiola diyorum ve naklen bağlanıyorum:

Barcelona Teknik Direktörü Guardiola, Osasuna Maçı Öncesi Konuştu: “Futbolda küçük takım, büyük takım ayrımı kalmadı. Artık her takım, her takımı.. ahaha.. Hay Allah, sinirim bozuldu…”

Bu akşam Kral Kupası’nda Osasuna ile karşılaşacak olan Barcelona’da, Teknik Direktör Joseph Guardiola maç öncesinde düzenlediği toplantı ile basın mensuplarının karşısına çıktı. Konuşmasında rakiplerine saygı duyduklarının ve ligde aldıkları 8-0’lık galibiyetin bir ölçü olmadığının altını çizen başarılı antrenörün “Artık günümüzde futbolda küçük takım büyük takım ayrımı kalmadı, her takım gücünü sahaya yansıtabiliyor, her ekip diğerini yenebiliyeheehehe… Ahaha ya kusura bakmayın sinirlerim bozuldu…” sözleriyle salonda neşeli anlar yaşandı.

Pep kırdı geçirdi

Dün akşam antrenmanının ardından takım kaptanı Puyol ile birlikte basın mensuplarının karşısına geçen Guardiola, oldukça neşeli geçen toplantıda Osasuna maçı hakkında önemli açıklamalar yaptı. Kral Kupası’ndaki rakiplerini hafife almak gibi bir hataya kesinlikle düşmeyeceklerini söyleyerek konuşmasına başlayan kurt teknik adamın, “Kimsenin şüphesi olmasın, her zamanki ciddiyetimizle sahaya yine 11 kişiyle çıkacağız.” sözleri toplantıyı izleyenler arasında gülüşmelere neden oldu.

“Sözün bittiği yerdeyim”

Osasuna’da en fazla hangi oyuncudan çekiniyorsunuz şeklindeki bir soruya ise “Ya bu şey var orda, uzun saçlı hani? Adını siz deyiverin… Her neyse, işte ondan çekiniyorum biraz. Tersi pis diyorlar onun için ehehe… Neyse…” yanıtını veren Guardiola, “Ya çocuklar ben artık size konuşacak laf bulamıyorum. Prosedür gereği her maçtan önce çıkıp bana bir şeyler söyletiyorlar, iyi tamam söyleyelim ama ‘Bizim takım her geçen gün daha iyiye gidiyor’ desem, “Hoca, bunun daha iyisi nedir” diye soruyorsunuz, verecek cevabım yok. ‘Rakibin iyi oyuncuları, oturmuş bir kadroları var.” filan diyorum, o da yani bariz boş laf…” şeklinde konuştu

“Şu saatten sonra rakibin form durumuyla kafamı yoramam”

“Mesela şimdi Osasuna’yla oynayacaz, ben en son bizle yaptıkları 8-0’lık maçtan sonra daha bir kere oturup adamları seyretmiş değilim. Bırak maçlarına gitmeyi, video kasetten bile izlemedik herifleri… Tesiste 85 senesinde kalma bi VHS video var, 5 senedir öyle yatıyor. Kim gelmiş, kim gitmiş, hocaları değişmiş mi inanın zerre fikrim yok… İşin açıkçası pek umrumda da değil, bana ne yani?” diyen deneyimli teknik adam, artık tabiri caizse sözün bittiği yere geldiğini belirtti.

“Rehavet konusunda uyarıyoruz ama…

Teknik Direktör Guardiola’dan sonra söz alan deneyimli kaptan Carles Puyol ise takım arkadaşlarını rehavete girmemeleri konusunda uyarmaya çalıştığını belirtirken, bu konuda ciddi sıkıntılar yaşadıklarını da gizlemedi.

Arkadaşlarına futbolun her skora açık, topun yuvarlak olduğunu ve rakiplerinin son zamanlarda yükselen bir form grafiğine sahip olduğunu her fırsatta hatırlattığını söyleyen kaptan Puyol, “Tabii yani ne kadar uyarsak da bizimkiler de aptal değil, görüyor yani bunun form durumu yükselse ne olacak, yükselmese ne olacak. Adamlar zaten yenilmeye çıkıyor sahaya, yapacakları en fazla 3 üst üste pas, onu da yaparlarsa maç bişeye benzer belki.” dedi.

Taraftara destek çağrısı

Konuşmasının sonunda taraftara da mesaj yollamayı ihmal etmeyen yılların kaptanı, “Valla gelsinler bize coşkulu bir şekilde destek olsunlar diyecem ama o da şart değil, biz zaten her durumda alırız maçı belli bişey yani… Onlar da kafalarına göre takılsınlar her zamanki gibi, gelirlerse tribünde goygoy yaparlar eğlenirler işte…” dedi ve kulüp olarak maç öncesi demeç verme işinden tamamen muaf tutulmaları için federasyon nezdinde gerekli girişimlere başladıklarını ifade ederek açıklamalarını tamamladı.

Barcelonalı futbolcuların bugün yapacakları pikniğin ardından maç saatini beklemeye koyulacakları öğrenilirken, Osasuna cephesinde ise hedefin mutlak “yüzde %40 top hakimiyeti” olduğu gelen bilgiler arasında.

zaytung

[Flash 9 is required to listen to audio.]
  • 12 Plays
  • ÇölDem Ferde

madem gelenek olmuş glnddt  gününü burada da söylemek,eylemek,yazmak biz de bu geleneği bozmayalım, bir zamanlar,ilk zamanlar nasıl demiştim. nasıl da şaşırmadan yürümüşüz hatırlayalım diye tekrar yazıyorum. kalınan yerden devam edelim…

iyi olmuş…

doğumun iyi olmuş…senin için söylüyosam neolıyım! Ben kendime bakarım:) ben şşu‘me bakarım. Onun sende gördüğünü,senden bahsederken benim onda gördüğümü bilirim,gurur duyarım,sevinirim… Gülersesli olduğunu bilirim,sevinirim.Yaşadığı her şeye anlam yükleyenleri sevmem ama yaşamayı anlayanları görünce sevinirim. Mrt‘ı tanımış olmak güzel,ama senin ona aşık olduğunu bilmek daha güzel. inanırım güzel insanların güzelleri bulduğuna, birkez daha sevinirim. Soyu tükenen bir türden olduğumuza inanırım,ama bu tarihi sizlerle paylaşıyor olmamıza sevinirim. Ruhunun çarklar arasında kanamasına üzülürüm ama bir çiçeğin açışı,bir bulutun kayışından aldığın zevki bilir,sevinirim. az önce seninkilerden birine dedim,sende öylesindir kesin: gökkuşağını beline dolamaya inat etmiş çocukluktan gelenleriz biz, o yüzden her aklıma geldiğinde,geldiğinizde denizinize kardeş nehirlerle geldiğimi bilirim, sevinirim. yani ki “GÜL’ÜNÜN DOĞDUĞU AKŞAM” iyi iş çıkarmışsın,sanırım en sağlam işin kendini yapmak,kendi hayatının mimarı olmak(evet burada kasıldığımın farkındayım durumu kurtarsın deyuu bir şiirle programımıza devam edelim bari)

“Dağlar dağıldı,kentler yenildi diyorlar…

Hayatın düşlere borcu vardır,

Çünkü hayatın insana borcu vardır

Oysa bir düş bulsa yaslanacak çocuklar…”

yeni yaşlarında yaslanacak düşlere,birlikte yaşlanacağın insanlarla yürümen umuduyla…

İyi ki doğdun…


izsiz toprakta yol olmaz. yürüdüğün, yol olur.

Vardık, Varız, Varolacağız!

Önce şehirlerimizi, sonra mahallelerimizi, sonra da ruhlarımızı ve oyunlarımızı işgal ettiler.

Onlar için heryer bir cezaeviydi. Kendine benzemeyenleri kapamak için yaptıkları dört duvar ve o duvarlar kimi zaman tuğladan kimi zaman baskılardan kimi zaman da yasalardan oluşurdu.

İktidarlar makulu sever, normali ister… Ve iktidarın istediği birey olmadığın sürece sen anormalsindir; yani suçlu. Herşeyi kendilerine göre tasarlarlar, kendileri ve çıkarları için kanunlar yaparlar. Çocukluğumuzun geçtiği mahalleleri kötü bulup kentsel dönüşüm projelerine, top oynadığımız yaylaları elektrik santrallerine heba ederler. İktidarlar için her yer, her ağaç ve her ağacın gölgesi satılabildiği kadar değerlidir. İşte bu nedenle her şeyi endüstriyelleştirirler, her şeyi alınıp satılabilecek hale getirirler. Yaşamlarımızı, zevklerimizi, zamanlarımızı ve oyunlarımızı paraya çevirmek isterler. İşte bu projelerine direnenler (uyum sağlamayanlar) onlar için bastırılması gereken bir unsur, cezalandırılması gereken bir suçludur.

Ve şimdi de futbola göz diktiler. Önce medya patronlarını ve kulüp başkanlarını ikna ettiler profesyonel olmaya ve sonra da futbolcuları… Şimdi sıra oyunun gerçek sahiplerinde yani bizlerde. Onlar için bizler de profesyonel olmak zorundayız (yani onların koyduğu kurallara itiraz etmeksizin uymalıyız). Takımımızı desteklerken söylediğimiz besteye karışırlar, açtığımız pankarta ve golden sonra yaktığımız meşaleye… Ne kadar güzel gözükürse gözüksün o güzellik onlar için tehlikeliyse yasaklanmalıdır, engellenmelidir… Yani sevdamız da makulleştirilmelidir.

Stadyumlar ilk defa cezaevine dönüştürülmemiştir aslında; Roma’da gladyatörlerin tutsak alındığı alandı, Şili’de cunta tarafından Victor Jara ve arkadaşlarının katledildiği bir alandı stadyum… Topraklarımızda, 12 Eylül döneminde büyük gözaltı merkezleriydi stadyumlar… Yani iktidarlar bazen açıktan, bazen de fiili uygulamalarla cezaevine dönüştürmüştür oyun alanlarımızı. Günümüzde de kendilerine göre suç teşkil eden herkesi yok saydığı ve cezalandırdığı bir baskılama merkezidir stadyumlar.

Evet bir yasa çıkarttılar, “sporda şiddeti ve düzensizliği önleme yasası” dediler adına da. Makul taraftar yaratmak üzerine kurdular ve oluşturdular bu yasayı; ama kendilerinin de zarar gördüğünü anlamaları çok zor olmadı. Bir kere daha iktidarların, muktedirlerin kolay çözümlerle hatalarını düzeltebileceklerini gösterdiler bize… Yasanın kendilerine vuran yerlerini mecliste alelacele çıkarttıkları bir kararla kırptılar ve kendileri temize çıktı; çünkü futbolun sahipleri onlardı. Futbol endüstrisinin patronlarıydılar onlar, tüccarlarıydılar… Bizler ise onlar için sadece satın alanlarız; maç bileti satın alan, forma satın alan ve onlara sonsuz destek olan. Bunları yaptığımız sürece onlar için bir tehlike değil, hatta kâr tablolarındaki iştah kabartan verileriz. Ama sesimiz biraz çıktığında, kendimiz olmak isteğimizde düzeltmek için meclise sundukları yasa bize tüm şiddetiyle uygulanmaktadır.

Hâl böyleyken; yani futbolun patronlarının kendi çıkarları için birleşip birşeyleri değiştirdikleri gibi biz tribün emekçileri, yani taraftarlar da kendi çıkarlarımız için birşeyleri değiştirmek için güçlerimizi birleştirmeliyiz.

Bizi oyunun dışında bırakmaya çalışırlarken, bizi normalleştirmeye çalışırlarken ve bizi endüstriyel futbolun makul taraftarları yani müşterisi yapmaya çalışırlarken hangi takımın taraftarı olduğumuzun ve sevgimizin renklerinin bir önemi yok. Çünkü onlar renk, arma ve sevda ayrımı yapmıyorlar. Bizim için kutsal olan, onlar için rantsal olmaktadır.

Futbola ve tribünlerimize sahip çıkma kararlılığında olan biz emekten yana taraftar gruplarının tüm baskılara, engellere ve yasaklara karşın son sözü direniş, isyan ve mücadele olacaktır. Hangi tarafta olursak olalım, hangi armaya aşık olursak olalım bizi ve tribünlerimizi tehdit eden her türlü baskı ve yasaklara karşı dayanışma içinde tek vücut olacağımız bilinmelidir.

Bu oyunun ve taraftarı olduğumuz takımların gerçek sahipleri olarak haykırıyoruz; egemenlerin normaline karşi anormal olmayi tercih ediyoruz ve endüstriyel futbolun makul taraftari olmaktansa makul taraftar olmayacağimizi yineliyoruz.

Kurtuluş yok tek başina, ya hep beraber ya da hiçbirimiz !”

Altay YSKA, Beleştepe, Boranlar, Buca İstasyon, Dersimspor, Dev Nurtepeliler, Forza Livorno, Halkın Takımı, Sol Açık FenerbahCHE, Şimşekler, Tek Yumruk, Ya Basta! Viva Göztepe 

Gerçekler ortaya çıksın, kim incinecekse incinsin!

Toplumsal Bellek Platformu

http://www.toplumsalbellekplatformu.com

ilaç

bu aralar kendimi yemekle meşgulüm! boğazda hafif bir gıcıklanma,pis bi kaşıntı! burunda bir hareketlenme! bedenin bu kalkışmasına tek çözüm,gerçek gelenek,nihai hareket tabi ki BalKarabiberLimon!

herşeyin ilacı diyom kimse inanmıyor! oysa ki hakkatli dediklerim. soğuk alırsanız, mutsuz olursanız, kağıt kesikleri varsa teninizde, duygu kesikleri varsa içinizde, çok gülüyorsanız ya da çok ağlıyorsanız tek çözüm, gerçek gelenek, nihai hareket balkarabiberlimon! kısaca bkl! 

bkl birbirimiz gibidir, hepimize iyi gelir…

kadinkizcocuk:

boğazım ağrıyor, geç bile kaldı, pis bademcikler, ay adı da ne şirin gibi öyle bademcik, adı batasıca, yetiş bkl! hasta olmamam lazım!

bağlantı

neden : akıldaki kontrolsüz dağınıklık…

sonuç: yerçekimsiz dünya…