aynen de böyle oldu. çoktandır bildiğin, tanışmadan tanıdığın, inandığın,güvendiğin birileri olur bazen hayatında. zaten çok olmazlar. ‘bir’ileri bilemedin ‘bir kaçları’. işte o da öyle bir anda geldi hayatıma,hayatımıza. tam da yıllardır bildiğimiz gibi,sandığımız gibi, biz gibi.
hayatınızda bazıları olur. ‘kirpiğini gönderse uzaklardan, sizin gözleriniz dolar’ türündendir onlar. güzel şeyler, o neredeyse onun/onların tarafındadır,bilirsiniz. onun yazdığı y‘lerin,g‘lerin kuyrukları sizin yazdıklarınızla kardeştir, billirsiniz. tuhaf tesadüflerle geçer ömrünüz,bilirsiniz. bilirsiniz, boğazınıza yumru tıkandığında, o ses eder. bilirsiniz, gülmekten konuşamayacak hale geldiğinizde vardır onun rüzgarının da esintileri.
işte öyle birinden, canımızdan,dert ortağımızdan, yüklenici müteaahitimizden, göğe yakınımızdan yine, yeni bir paket geldi. geldi, oturdu kalp içlerimize,dudak kenarlarımıza ve göz çukurlarımıza. çoğoş,pekoş şeyler çıktı içinden. tam da mektupları artık kurşun kalemle yazayım derken. kitaplardan nasıl da mutlu olduğumu bilerek öyle güzelini göndermiş ki keyfim gıcır… bir güzel ses, bir güzel an, bir hayal kutusu yollamış. ama sürprizin geri kalanını bozmayayım diye şimdilik fotoğrafı yok ‘güzel yazılı tarihim’in. sonra kırmızı burunlu, kırmızı tekerli arabam (lokomotifmiş ki bu akıllım) var. tam da yıllanmış koleksiyonumdan bazı parçalar eksilirken. bir de ocak’ın izi var. ocak’ın zor haftalarının izi var pakette. beni anladığının,bildiğinin,gördüğünün başka bir kanıtı. yani ki mutluyum,huzurluyum.
kıymetbulutu kadın, sen umut yağıyorsun, sen mutluluk yağıyorsun, sen samimiyet yağıyorsun. biz seninle ıslanıyoruz. ne mutlu!
